|
YAŞASIN BALE
 Kadıköy’de doğan ve halen doğduğu kentte yaşayan Devlet Sanatçısı
balerin Alev Baymur Özcan ile baleye başladığı ilk yıllardan bu yana
hayatını mercek altına aldık. Türkiye'yi uluslararası kültürel ve
sanatsal alanda defalarca başarıyla temsil eden ünlü balerin Baymur,
son 5 yıldan bu yana da politikanın içinde etkin bir şekilde yer almaya
başladı. Balerinlik yaptığı dönemlerde New York’ta özellikle yaz
aylarında modern dans alanında Brodway Dans Center’da çalışmalar yapan
Baymur, orada eğitim de verdi. Ayrıca Rus gruplarıyla Almanya, İsviçre
ve KKTC’de turneler yaptı. Sanat kariyerinde en önemli imkânı devlet
desteğinde bulduğunu söyleyen Baymur, Türkiye’ye getirilen ünlü Rus
balet Rudof Nureyev’le birlikte "Uyuyan Güzel”de dans etmesinin
ardından kendisi için dünyadaki sanat kapılarının başka bir platformda
açıldığını söyledi. Baymur’la sanat yaşamı ve politika çalışmaları
hakkında sıcak bir sohbet yaptık:
- Siz Türkiye’ye mal olmuş ve Devlet Sanatçısı unvanını alan başarılı
bir balerinsiniz İlk olarak sizi yakından tanıyabilir miyiz?
İlk
olarak tüm samimiyetimle bir şey söylemek istiyorum. Kadıköy’den birçok
önemli isim çıkar, ben de Fenerbahçe’de doğdum. Daha sonra sanat
eğitimimi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda devam ettirdim. Bu okul o
günlerde en iyi eğitim veren konservatuvardı. Bunun için üzülerek de
olsa İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldım. 1981'de okulumu bitirdikten
sonra tekrar İstanbul’a döndüm ve İstanbul Opera Balesi’ne tayin oldum.
Döndükten sonra Caddebostan’da oturmaya başladım. Uzun yıllar yoğun bir
şekilde bale hayatım oldu. Baleyi her kulvarda ve her platformda
yaptım. Ayrıca baleyi tanıtmak için elimden geleni yaptım, yapmaya da
devam ediyorum.
- Sizi sanatçı kimliğinizle anlatacak olursak neler öne çıkar?
Bir
kere devlet statüsü çok enteresandır. Devlet Opera Balesi çalışmaları
sırasında öncelikle oradaki gösterileri kayda almaya çalışmıştım.
Baktım ki her eylemimden dolayı ceza aldım. Çünkü burada kayıt etmek
yasaktı. O zamanlar yapılmaması gereken şeyleri yaptım ama bunların
bugün için doğru şeyler olduğunu gördüm. Bunların dışında yine o
dönemlerde Devlet Opera Balesi’nde yasak olduğu için dansçılarına
dışarda hiçbir iş olanağı sağlanmazdı. Ama ben dansın her platformda,
televizyonda herhangi bir ürün tanıtımında olması gerektiğine inandığım
ve “dans sanatçısı sinema da yapabilir, onun eğitimini almıştır ve o
platformlarda da olabilir, bu konularda da çalışmalar yapabilir”i
savunduğum için o dönemler en çok ceza alan devlet bale sanatçısı
unvanını aldım. Hayatın içinde zaman zaman karşınıza ilginç şeyler de
çıkabiliyor. Sonraki yıllarda bana ceza veren o disiplin kuruluna
seçildim. Açık söylemek gerekirse ilkleri yaptım. İlk cezaları çektim
ancak sonra bunların bedelleri bana olumlu olarak döndü.
- O yıllarda sanatınızı uluslararası boyutlara taşıdınız, bu konuda herhangi bir çalışmanız oldu mu?
İşte
bizim Türk sanatçılarının en eksik olduğu nokta bu. Maalesef köprüler
yok. Geçip gidebilecek gücünüz ve yeteneğiniz var, ama bu köprüler
kurulmamış. O yüzden bireysel çalışmalarla uluslararası alanda
çalışmalarım oldu. New York’ta modern dans çalışmaları için gittim.
Bunu yaz aylarında daha çok yaptım. Brodway Dans Center’da da bazı
çalışmalarım oldu ve orada eğitim verdim. Onun dışında Rus gruplarıyla
Almanya, İsviçre ve KKTC’de turneler yaptım ama sanat kariyerimde en
önemli imkânı, açık söylemek gerekirse, devletimden buldum. Rudof
Nureyev’in getirilmesi, "Uyuyan Güzel"le onunla dans etmem, benim için
daha sonra dünyadaki sanat kapılarımı başka bir platformda açtı. Ve
hâlâ da açmaya devam ediyor.
- Türkiye'de ün yapmış önemli bir balerinsiniz, özellikle sizin
buralara gelmenizde katkı sunan, ismini anmak istediğiniz kişiler var
mı?
Bu
güzel bir soru. Geçen hafta plaket aldım. Benim önderliğimde açılan
Alev Baymur Bale ve Dans Okulu ilk mezunlarını verdi. Burada bana
plaket verdiler. Bu o kadar değerli ki, biz gerçekten bu işi yaymak,
öğretmek isteyen insanlar tohumu ekiyoruz. Sonra suluyoruz, bakıyoruz
ve koruyoruz. Ama bir noktada fidanın ağaç olması ya da kırılıp
gitmesi, o fidanın kendisine kalıyor. Bu noktaya gelmeme ilk başta
sebep olan İstanbul'daki okulumda başladığım bale hocamdı. O’nun benim
için hiç umudu yoktu. Hocam, “Alev Ankara Konservatuvar imtihanlarına
gitsin, kazanmadan geri gelir” demişti. Hocama bugün teşekkür ediyorum,
onun o sözleri beni fazlasıyla motive etti ve devlet sanatçısı unvanına
yükselmeme sebep oldu. Ona çok teşekkür ediyorum. Çünkü aslında benim
engelleri aşma yöntemim buymuş. Bazı çocukları okşayarak, bazılarına da
önüne engeller koyarak motive edersiniz. Böyle bir motive yöntemiyle
benim kendimi fark etmeme sebep oldu. Çok sayıda hocayla çalıştım ve
beni yıkan hiç olmadı, kendilerinden çok şey öğrendim. Daha sonra 1995
yılında kendi adıma bale okulumu açtım ve yaklaşık 7 yıl kadar da
sürdürdüm. Ve ilk öğrenci mezunlarımdan olan kuzenimi okulumun başına
getirdim, O şimdi aynı benim duyduğum heyecanla okulu devam ettiriyor.
Yaklaşık 5 yıl kadar her yaştan öğrencim oldu. Bale uzun vadeli bir iş,
8 yılda yetişen minik gruplarım mezun oldukça beni böyle
onurlandırıyorlar ve ben de çok memnun oluyorum.
- Sanat dünyasının içinde yoğun bir yaşam sürdürüyorsunuz, eşiniz ve çocuğunuzla yeterince ilgilenebiliyormusunuz?
2000
yılında anne olmaya karar verdim ve evlendim. Evlendiğimde aktif
çalışmam bir yandan devam ediyordu. Anne olduktan sonra hedefim, iki
yıl sadece çocuğumla birlikte olmaktı. Ve bu zaman zarfı çocuğumla
birlikte yaşamayla geçti. Ben de o dönemlerde işimi kuzenime devrettim.
Dolayısıyla bu iki yılda yaşarken hayatımda ilk defa bir şeyleri fark
ettim. Ben hep televizyonun camının içinde yaşıyormuşum. Ve insanların
vizyonundan bakıyormuşum. Bu sefer ben de insanların yanına geçtim ve
televizyona bakmaya başladım. Bu durum da bana şunu hatırlattı; evde
çok mutluyum, ilk defa yaşamın kargaşasının dışında müthiş olanaklı bir
yaşamım var. Ama ben evde fazlayım. Ayrıca fazlasıyla donanmışım,
yapacağım çok şeyler daha var. Yeni bir kariyer çizmeliyim. Bunun için
zaten devlet kadrosunda çalıştım ve yıllar sonra emekli oldum. Kendi
okulumu kurdum, getirebileceğim yere getirdim. Bir karar vermem
gerekiyordu, karar mekanizmasında olmaya karar vermek. İşte siyaset zor
ve karanlık bir yol ama aynı zamanda sorumluluk gerektiren bir yol.
- Sizin bir de politik yanınız var, politikaya girmeye nasıl karar verdiniz? Bu işe zaman ayırabiliyor musunuz?
Mutlaka
karar mekanızmasının içinde olup bir şeyleri değiştirmek istedim. Onun
için 2002 yılında çocuğumu yuvaya verdiğim andan itibaren bend e
siyasete başladım. O tarihte dürüst, doğru, topluma faydalı, içinde
bulunduğum sanata sahip çıkılması anlamında kendime ve düşüncelerime
yakın gördüğüm CHP’nin üyesi olarak politikaya aktif bir şekilde
başlamış oldum. Aynı yıl Genel Seçimlere milletvekili listesine
yazılarak girdim ve kazanamadım. Daha sonra Yerel seçimlerde İl Genel
Meclisi olarak seçimlere katıldım ve kazandım. Yaklaşık 1.5 yıldır da
İstanbul'a bir şeyler katkı sunmak anlamında mücadele veriyorum. İl
Genel Meclisi'nde Kültür Sanat Komisyon üyesi olarak aktif çalışıyorum.
Sanat ve spor, bu ülkenin çok önemli çıkış noktasıdır. Yurt dışında
sürekli dolaştığımda çok fark ediyorum ki bizle ilgili değerleri,
sporcularımızla, kültürümüzle ve ulaşabildikleri-mizle gösterdikleri
sanatçılarımızla tarif ediyorlar. İşte bu da tu-rizmi arttırıyor.
Dolayısıyla yapılacak daha çok iş var. Yanı karar mekanizmaları sanki
yetmeyecek gibi.
- Biz Gazete Kadıköy olarak sayfalarımızda haber yaptığımız “Kadıköy
bir kültür kenti olmalı mı” konusunu kamuoyunun düşüncelerini de içine
katarak zaman zaman manşete taşıyoruz. Sizce de Kadıköy bir kültür
kenti olmalı mi?
Kadıköylüler
doğuştan bir kültür kentinde dünyaya geli-yor. Çünkü kenti ve
çevrelerini güzelleştiren insanlar çok özel ve çok yetenekli. Eğer
bakarsanız Kadıköy'de yaşayan ve yaşamış olan sanatçılar, Türkiye'deki
bu anlamdaki en büyük çoğunluğu oluşturuyor. Bu büyük bir güç olabilir.
Tabii ki grupları biraraya getirebilirsek. Demek ki Kadıköy bu unvanı
çoktan hak etmiş, hatta hakları yerine gelmiştir. Şimdi Kadıköy'de bir
adım daha atılması lazım, çünkü bunun sıkıntısını zaman zaman
yaşamımızda çektik. İstanbul'da kültürel bir etkinlik olacağı zaman her
dönem köprüden karşı yakaya geçmek zorunda kaldık. Halbuki şimdi her
semte yapılan kültür merkezleri projesi çerçevesinde müthiş yatırımlar
yapılıyor. Çok güzel bir yaklaşım. Şimdi çok donanımlı bir program
çerçevesinde bizlerin de güç vermesi lazım diye düşünüyorum. Büyük
prodüksüyonlu, karşıya geçmeyi gerektirmeyecek işler yapılmalı. Kadıköy
Belediyesi bu noktada başka yerlerle kıyas edilemeyecek kadar önemli
işler yapıyor.
KAYNAK : Gazete Kadıköy(5.Nisan.2005)
|