S5 User Choice


bale_28 bale_12 bale_49 bale_3 film_10 bale_15 film_14 bale_38 bale_44 film_4
September 5, 2010

Son Yorumlar

KORKU İMPARATORLUĞU
Bu karanlık günler de g...
DEMOKRASİ
Demokrasi adına öylesin...
Kapalıçarşı Las Vega...
Alev hanim selamlar Web d...
Kimler Sitede?
Konuk: 10
Alev Baymur iz bıraktı... PDF Yazdır E-posta
YAŞASIN BALE
 
ImageKadıköy’de doğan ve halen doğduğu kentte yaşayan Devlet Sanatçısı balerin Alev Baymur Özcan ile baleye başladığı ilk yıllardan bu yana hayatını mercek altına aldık. Türkiye'yi uluslararası kültürel ve sanatsal alanda defalarca başarıyla temsil eden ünlü balerin Baymur, son 5 yıldan bu yana da politikanın içinde etkin bir şekilde yer almaya başladı. Balerinlik yaptığı dönemlerde New York’ta özellikle yaz aylarında modern dans alanında Brodway Dans Center’da çalışmalar yapan Baymur, orada eğitim de verdi. Ayrıca Rus gruplarıyla Almanya, İsviçre ve KKTC’de turneler yaptı. Sanat kariyerinde en önemli imkânı devlet desteğinde bulduğunu söyleyen Baymur, Türkiye’ye getirilen ünlü Rus balet Rudof Nureyev’le birlikte "Uyuyan Güzel”de dans etmesinin ardından kendisi için dünyadaki sanat kapılarının başka bir platformda açıldığını söyledi. Baymur’la sanat yaşamı ve politika çalışmaları hakkında sıcak bir sohbet yaptık:

- Siz Türkiye’ye mal olmuş ve Devlet Sanatçısı unvanını alan başarılı bir balerinsiniz İlk olarak sizi yakından tanıyabilir miyiz?
İlk olarak tüm samimiyetimle bir şey söylemek istiyorum. Kadıköy’den birçok önemli isim çıkar, ben de Fenerbahçe’de doğdum. Daha sonra sanat eğitimimi Ankara Devlet Konservatuvarı’nda devam ettirdim. Bu okul o günlerde en iyi eğitim veren konservatuvardı. Bunun için üzülerek de olsa İstanbul’dan ayrılmak zorunda kaldım. 1981'de okulumu bitirdikten sonra tekrar İstanbul’a döndüm ve İstanbul Opera Balesi’ne tayin oldum. Döndükten sonra Caddebostan’da oturmaya başladım. Uzun yıllar yoğun bir şekilde bale hayatım oldu. Baleyi her kulvarda ve her platformda yaptım. Ayrıca baleyi tanıtmak için elimden geleni yaptım, yapmaya da devam ediyorum.

- Sizi sanatçı kimliğinizle anlatacak olursak neler öne çıkar?
Bir kere devlet statüsü çok enteresandır. Devlet Opera Balesi çalışmaları sırasında öncelikle oradaki gösterileri kayda almaya çalışmıştım. Baktım ki her eylemimden dolayı ceza aldım. Çünkü burada kayıt etmek yasaktı. O zamanlar yapılmaması gereken şeyleri yaptım ama bunların bugün için doğru şeyler olduğunu gördüm. Bunların dışında yine o dönemlerde Devlet Opera Balesi’nde yasak olduğu için dansçılarına dışarda hiçbir iş olanağı sağlanmazdı. Ama ben dansın her platformda, televizyonda herhangi bir ürün tanıtımında olması gerektiğine inandığım ve “dans sanatçısı sinema da yapabilir, onun eğitimini almıştır ve o platformlarda da olabilir, bu konularda da çalışmalar yapabilir”i savunduğum için o dönemler en çok ceza alan devlet bale sanatçısı unvanını aldım. Hayatın içinde zaman zaman karşınıza ilginç şeyler de çıkabiliyor. Sonraki yıllarda bana ceza veren o disiplin kuruluna seçildim. Açık söylemek gerekirse ilkleri yaptım. İlk cezaları çektim ancak sonra bunların bedelleri bana olumlu olarak döndü.

- O yıllarda sanatınızı uluslararası boyutlara taşıdınız, bu konuda herhangi bir çalışmanız oldu mu?
İşte bizim Türk sanatçılarının en eksik olduğu nokta bu. Maalesef köprüler yok. Geçip gidebilecek gücünüz ve yeteneğiniz var, ama bu köprüler kurulmamış. O yüzden bireysel çalışmalarla uluslararası alanda çalışmalarım oldu. New York’ta modern dans çalışmaları için gittim. Bunu yaz aylarında daha çok yaptım. Brodway Dans Center’da da bazı çalışmalarım oldu ve orada eğitim verdim. Onun dışında Rus gruplarıyla Almanya, İsviçre ve KKTC’de turneler yaptım ama sanat kariyerimde en önemli imkânı, açık söylemek gerekirse, devletimden buldum. Rudof Nureyev’in getirilmesi, "Uyuyan Güzel"le onunla dans etmem, benim için daha sonra dünyadaki sanat kapılarımı başka bir platformda açtı. Ve hâlâ da açmaya devam ediyor.

- Türkiye'de ün yapmış önemli bir balerinsiniz, özellikle sizin buralara gelmenizde katkı sunan, ismini anmak istediğiniz kişiler var mı?
Bu güzel bir soru. Geçen hafta plaket aldım. Benim önderliğimde açılan Alev Baymur Bale ve Dans Okulu ilk mezunlarını verdi. Burada bana plaket verdiler. Bu o kadar değerli ki, biz gerçekten bu işi yaymak, öğretmek isteyen insanlar tohumu ekiyoruz. Sonra suluyoruz, bakıyoruz ve koruyoruz. Ama bir noktada fidanın ağaç olması ya da kırılıp gitmesi, o fidanın kendisine kalıyor. Bu noktaya gelmeme ilk başta sebep olan İstanbul'daki okulumda başladığım bale hocamdı. O’nun benim için hiç umudu yoktu. Hocam, “Alev Ankara Konservatuvar imtihanlarına gitsin, kazanmadan geri gelir” demişti. Hocama bugün teşekkür ediyorum, onun o sözleri beni fazlasıyla motive etti ve devlet sanatçısı unvanına yükselmeme sebep oldu. Ona çok teşekkür ediyorum. Çünkü aslında benim engelleri aşma yöntemim buymuş. Bazı çocukları okşayarak, bazılarına da önüne engeller koyarak motive edersiniz. Böyle bir motive yöntemiyle benim kendimi fark etmeme sebep oldu. Çok sayıda hocayla çalıştım ve beni yıkan hiç olmadı, kendilerinden çok şey öğrendim. Daha sonra 1995 yılında kendi adıma bale okulumu açtım ve yaklaşık 7 yıl kadar da sürdürdüm. Ve ilk öğrenci mezunlarımdan olan kuzenimi okulumun başına getirdim, O şimdi aynı benim duyduğum heyecanla okulu devam ettiriyor. Yaklaşık 5 yıl kadar her yaştan öğrencim oldu. Bale uzun vadeli bir iş, 8 yılda yetişen minik gruplarım mezun oldukça beni böyle onurlandırıyorlar ve ben de çok memnun oluyorum.

- Sanat dünyasının içinde yoğun bir yaşam sürdürüyorsunuz, eşiniz ve çocuğunuzla yeterince ilgilenebiliyormusunuz?
2000 yılında anne olmaya karar verdim ve evlendim. Evlendiğimde aktif çalışmam bir yandan devam ediyordu. Anne olduktan sonra hedefim, iki yıl sadece çocuğumla birlikte olmaktı. Ve bu zaman zarfı çocuğumla birlikte yaşamayla geçti. Ben de o dönemlerde işimi kuzenime devrettim. Dolayısıyla bu iki yılda yaşarken hayatımda ilk defa bir şeyleri fark ettim. Ben hep televizyonun camının içinde yaşıyormuşum. Ve insanların vizyonundan bakıyormuşum. Bu sefer ben de insanların yanına geçtim ve televizyona bakmaya başladım. Bu durum da bana şunu hatırlattı; evde çok mutluyum, ilk defa yaşamın kargaşasının dışında müthiş olanaklı bir yaşamım var. Ama ben evde fazlayım. Ayrıca fazlasıyla donanmışım, yapacağım çok şeyler daha var. Yeni bir kariyer çizmeliyim. Bunun için zaten devlet kadrosunda çalıştım ve yıllar sonra emekli oldum. Kendi okulumu kurdum, getirebileceğim yere getirdim. Bir karar vermem gerekiyordu, karar mekanizmasında olmaya karar vermek. İşte siyaset zor ve karanlık bir yol ama aynı zamanda sorumluluk gerektiren bir yol.

- Sizin bir de politik yanınız var, politikaya girmeye nasıl karar verdiniz? Bu işe zaman ayırabiliyor musunuz?
Mutlaka karar mekanızmasının içinde olup bir şeyleri değiştirmek istedim. Onun için 2002 yılında çocuğumu yuvaya verdiğim andan itibaren bend e siyasete başladım. O tarihte dürüst, doğru, topluma faydalı, içinde bulunduğum sanata sahip çıkılması anlamında kendime ve düşüncelerime yakın gördüğüm CHP’nin üyesi olarak politikaya aktif bir şekilde başlamış oldum. Aynı yıl Genel Seçimlere milletvekili listesine yazılarak girdim ve kazanamadım. Daha sonra Yerel seçimlerde İl Genel Meclisi olarak seçimlere katıldım ve kazandım. Yaklaşık 1.5 yıldır da İstanbul'a bir şeyler katkı sunmak anlamında mücadele veriyorum. İl Genel Meclisi'nde Kültür Sanat Komisyon üyesi olarak aktif çalışıyorum.
Sanat ve spor, bu ülkenin çok önemli çıkış noktasıdır. Yurt dışında sürekli dolaştığımda çok fark ediyorum ki bizle ilgili değerleri, sporcularımızla, kültürümüzle ve ulaşabildikleri-mizle gösterdikleri sanatçılarımızla tarif ediyorlar. İşte bu da tu-rizmi arttırıyor. Dolayısıyla yapılacak daha çok iş var. Yanı karar mekanizmaları sanki yetmeyecek gibi.

- Biz Gazete Kadıköy olarak sayfalarımızda haber yaptığımız “Kadıköy bir kültür kenti olmalı mı” konusunu kamuoyunun düşüncelerini de içine katarak zaman zaman manşete taşıyoruz. Sizce de Kadıköy bir kültür kenti olmalı mi?
Kadıköylüler doğuştan bir kültür kentinde dünyaya geli-yor. Çünkü kenti ve çevrelerini güzelleştiren insanlar çok özel ve çok yetenekli. Eğer bakarsanız Kadıköy'de yaşayan ve yaşamış olan sanatçılar, Türkiye'deki bu anlamdaki en büyük çoğunluğu oluşturuyor. Bu büyük bir güç olabilir. Tabii ki grupları biraraya getirebilirsek. Demek ki Kadıköy bu unvanı çoktan hak etmiş, hatta hakları yerine gelmiştir. Şimdi Kadıköy'de bir adım daha atılması lazım, çünkü bunun sıkıntısını zaman zaman yaşamımızda çektik. İstanbul'da kültürel bir etkinlik olacağı zaman her dönem köprüden karşı yakaya geçmek zorunda kaldık. Halbuki şimdi her semte yapılan kültür merkezleri projesi çerçevesinde müthiş yatırımlar yapılıyor. Çok güzel bir yaklaşım. Şimdi çok donanımlı bir program çerçevesinde bizlerin de güç vermesi lazım diye düşünüyorum. Büyük prodüksüyonlu, karşıya geçmeyi gerektirmeyecek işler yapılmalı. Kadıköy Belediyesi bu noktada başka yerlerle kıyas edilemeyecek kadar önemli işler yapıyor.

 

KAYNAK : Gazete Kadıköy(5.Nisan.2005)

Okunma: 684
Yorumlar (0)add comment

Yorum Yazın
quote
bold
italicize
underline
strike
url
image
quote
quote
smile
wink
laugh
grin
angry
sad
shocked
cool
tongue
kiss
cry
eksi not | artı not

busy
 
< Önceki